Page 7 - EQ 75.Sayısı
P. 7

cesinde burada her biri kendi stiline sahip eşsiz saray mücevher-
            lerini görebilirdiniz. Adeta mücevher müzesiydi. Topkapı Sara-
            yı’nda bile olmayan mücevherler vardı. En büyük ve tek AVM idi.
            Mobilyalar, giysiler dahil tüm bir evin ihtiyaçları, genç kızların tüm
            çeyizleri yalnızca Kapalıçarşı’dan alışveriş edilerek tamamlanabi-
            lirdi. İstanbul’un fethinin hemen ardından kurulmuş devasa, kendi
            kendine yeterli bir dünyadan söz ediyoruz. Bizim ustalarımız pap-
            yonlu, kravatlı, takım elbiseliydi. Klasik müzik, operalar, aryalar
            dinlerlerdi, kültürel etkinlikleri takip ederler, dünyadaki sanat
            akımlarından haber olurlardı; onlar da okuyan, kendilerine özgü
            bir tarza sahip olan kişilerdi. Müşteriler de farklıydı. Onlar da dün-
            ya görüşlerinin, kültürel birikimlerinin zenginliğiyle bizi çok etkile-  yor. Özellikle inanç ve dinler tarihi üzerine odaklanıyorsunuz. Ya-
            diler. İstanbul hikâyeleriyle büyüdük biz. Ne yazık ki günümüzün   şam felsefenizden söz edebilir misiniz?
            Kapalıçarşı’sı eskisiyle aynı değil. Mekân düzenlemesi bile farklı.
            Bir dükkâna bakıyorsunuz mavi, diğer kırmızı… Hâlâ çok özel par-  Daha çok tasavvufi bir bakış açım var. Tüm dinlere çok büyük say-
            çalar var, ama kalitesiz olanlar çoğunlukta. Esnaf ve müşteri pro-  gı duyuyorum. İnançla yapılan sanat eserlerindeki gizem ve mü-
            fili de değişti. Yine de Kapalıçarşı hâlâ büyük bir milli değer. Her   kemmellik beni etkiliyor. Kuran mahfazaları, kutsal emanetlerin   5
            yeri dolduran AVM’ler karşısında hükümetler tarafından daha çok   saklanacağı objeler, tespihler üretme sebebim de İslamiyet’e duy-
            desteklenmeli. Araştırmacı olmam, dünyayı yakından takip edişim   duğum saygıdan ileri geliyor. Dinsel sanatlardaki yücelikle ne
            de Kapalıçarşı zanaat terbiyesiyle yakından ilişkili. Öğrenmenin   eserler yaratılmıştır! Camilerin mimarisi, minarelerdeki zarafet, kili-
            hiçbir zaman tamamlanmadığını düşünürüm. Önümde daha çok   se objelerinin ayrıntıları… Romantik bir bakışa sahibim. Mücevher-
            şey var, daha çok çalışmalı, keşfetmeliyim, derim…      lerimdeki anlam ise kendiliğinden geliyor; o dönemki bakış açım
                                                                    ve ilgilendiğim konular kendiliğinden yansıyor yaptığım işlere.
            Okumalarınız sadece tasarım tarihiyle ve teknikle sınırlı değil gibi
            duruyor. Tasarlayıp yaptığınız her mücevher derin bir anlam taşı-  Bazı akrabalarınız arasında kuyumcular var, ama babanızın ma-
                                                                    rangozluk yaptığını biliyoruz. Sizi marangozluğa değil, kuyumcu-
                                                                    luğa yönelten etken ne oldu? Tesadüf mü yoksa?               SÖYLEŞİ

                                                                    Hiçbir şey tesadüf değildir. Babam çok iyi bir zanaatkârdı. O dö-
                                                                    nemde babalarımızla çok mesafeli ilişkilerimiz vardı, yine nasıl
                                                                    çalıştığına hep bakar, gözlemlerdim. Sorularıma cevap verirdi.
                                                                    Bana iyi bir zanaatkâr olmanın ana ilkelerini, titiz çalışmayı kısmen
                                                                    o da öğretti. Ben marangozluğu da çok severdim, hatta birkaç
                                                                    parça iş de yaptım. Ama gözlerim daha çok mücevhere takılırdı.
                                                                    Büyüdükçe İstanbul’u keşfetmeye başladım. Annemlerle Kapalı-
                                                                    çarşı’yı gezmeye bayılırdım. Mücevherleri tüm ayrıntılarıyla ince-
                                                                    ler, bakmaya doyamazdım. Babam daha büyük işler yapardı, ben
                                                                    daha renkli ve daha küçük ayrıntılara odaklanırdım. Eniştem de
                                                                    kuyumcuydu,  ama  mücevhere  yönelişimdeki  asıl  etken  doğal
                                                                    eğilimim ve merakım oldu, bir kişinin etkisi değil…

                                                                    Her zaman ismini saygıyla andığınız ustanız Mateos Şnorkh-
                                                                    yan’dan öğrendiğiniz en önemli zanaat ilkeleri neler? O da felse-
                                                                    feye meraklı mıydı?

                                                                    10 yaşında yanında çıraklığa başladığım ustamdan mükemmel bir
                                                                    tekniğin yanı sıra araştırmacı olmayı, meraklı olmayı ve dünyayı
                                                                    takip etmeyi, öğrendim. Ustamı her zaman büyük bir saygıyla
                                                                    anarım. Tabii bunun kıymetini de bildik. İşimi, İstanbul’u, doğayı,
                                                                    insanları çok severek yetiştim. Sevmenin yanı sıra emek vermeyi
   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12