Page 7 - EQ 73.Sayısı
P. 7

Aşk, İstanbul


                               ve Sonbaharın Yazarı





                  Atilla Birkiye ile, onun kaleminden çıkmış yazılar için yerinde bir metafor olabilecek bir ayda, Eylül’de sohbet
                  ettik. Denemeleri, şiirleri, romanlarıyla tanıdığımız yazar ve eğitimci Birkiye, güz sona ererken yeni verimleriyle
                      yeniden okur ve öğrencilerinin huzurunda olacak: Sözlük gibi kurguladığı bir Sabahattin Ali kitabı; 21
                  kasım’da Orhan Veli kanık ile başlayan, meraklıların sabırsızlıkla beklediği yeni iş Sanat Şiir Dinletileri; Haliç
                   Üniversitesi konservatuarı Tiyatro Bölümü için özgün üslubuyla hazırladığı yeni bir yükseklisans programı...


         Denemeci, şair, roman yazarısınız. Televizyon programları da ha-  üzerine  yazılan  denemelerden  söz  ediyorum.  Genellikle  bunlar  edebi
         zırladınız, özel sanat okullarında ve üniversitelerde dersler ver-  ürünler üzerine yazılır, mesela Aşk-ı Memnu üzerine yazdığım deneme
         diniz, köşe yazarlığı yaptınız. Kendinize özgü bir tarzla müzik ve   böyledir. Bunları 2005 tarihli Roman’tik Bir Yolculuk adlı kitabımda top-
         dramatik ögelerin de dahil olduğu şiir dinletileri hazırladınız...   ladım. Genellikle romandaki aşk ve aşkın içinde olduğu kişilerin birbiriyle
         Hangi kimlik sizi en iyi tanımlıyor?                       ilişkisini konu alan denemeler. Şiirler üzerine de yazıyorum tabii. 78’den
                                                                    beri yazı yazıyorum, özellikle 80’lerden sonra denemelerim yoğunlaştı.
         Bir tanım gerekirse… Kendimi “yazar” olarak görüyorum, yazarım. Eskiler-  Yazarlar üzerine var, edebiyatın çeşitli konuları üzerine var. O zamanlarda,
         den böyle gördük, belki ondan, şiir de yazdım ama bir şair değilim. Ede-  genç-cahil-cesur durumu var ya, “dil” üzerine de var. Zaten dil hep bir
         biyatımızda hemen herkesin bir şiir mazisi vardır. Bizde edebiyatçı şiir de   sorunsalımızdır… Çünkü Nermi Uygur hocamdı, ders dışında da Memet
         yazar, deneme de, roman da… Muhakkak bazıları gerçekten “şair”dir, ama   Fuat, Selahattin Hilav hocalarımdı. Böyle olunca da ister istemez dene-
         birçoğumuz da “yazma”ya başlayınca, haddimizi aşarak şiir de kaleme   meye yöneldim, sınırları zorlamaya çalıştım. Edebiyatta herkesin yap-
         alırız. Komşuya gider gibi, misafirliğe gider gibi... Bundan sonrasında şiir   maya çalıştığı şey aslında; ben Amerika’yı yeniden keşfetmedim. Temel
         yazmak yok gündemimde. Roman da epey yazdım ama öncelikle dene-  konularım da aşk, hüzün, İstanbul ve sonbahardır. Hâlâ öyle…  5
         meciyim diyeyim. Baştan beri, denemeyi düşünerek başladım yazmaya.
         Denemenin sınırlarını zorlayarak, nasıl diyeyim anlatıya yaklaştırarak; belki   İstanbul, aşk, hüzün, sonbahar… Bu temalar nasıl yazılarınızı böy-
         şiirsel –yapay bir tanım oldu ama– yani imgelerin, metaforların kullanıldığı   lesi belirleyen bir hale geldiler?
         bir üslup arayarak... Açıkçası “romancıyım” da diyebilirim. Baştan beri nasıl
         bir roman yazmalıyım sorusunu yanıtlamaya çalışıp yazdığım için. Genel   Romantiğim de ondan… Bu sözcüğü sıfat olarak kullanıyorum, bir edebi-
         olarak “yazar” diyelim, hepsini kapsıyor. Özünde edebiyatçıyım.  yat akımı olarak değil. Tabii ki 18. yüzyılda doğan bu akımının bana, ya-
                                                                    zılarıma ve genel olarak edebiyata kattığı çok şeyler var, ondan söz etmi-
         Herkes bana şair diyor, epey bir şiir kitabım olduğu için belki. Şiir festival-  yorum. Sakıncasını görmüyorum romantik olmanın, herkese de romantik
         lerine de çağırılıyorlar. Aşkı konu aldığım için belki, romanlarımda şiirsel   olmalarını öğütlüyorum bu vesileyle.     SÖYLEŞİ
         bir yön var. Ama şairlik değil bu. Şairin şiir anlayışı olması gerekir, bir poe-
         tikası olmalı, çok sayıda teması olmalı. Kuramsal olmasa da çoğu, şiir anla-  Ne zaman ve nasıl “ben yazarım” dediniz? Yazarlık içte olup birden
         yışını deklare de eder. Bende bunlar yok. Benim temalarım sınırlı, hemen   kendini gösteren bir yetenek mi? Ta çocuklukta alınmış bir karar mı?
         hemen tek, o da aşk; onun içinde hüzün ve İstanbul var.
                                                                    Bu bir süreç, aslında… Yazarlığımda 40. yıla yaklaşıyorum. 38. yıldayım.
         Denemelerinizde özel bir yaklaşımınız, belli bir dil peşinde olduğu-  Tam 1 Ekim 1978’de çıkmış ilk yazım. Önceleri kendimi bir yazar olarak
         nuz belli, bu ayırt edici üslup özelliklerinden söz edebilir misiniz?  düşünmüyordum, aslında sinemacı olmak istiyordum. Hatta İtalya’da si-
                                                                    nema okumak üzere İtalyanca bile öğrenmeye başlamıştım. Fakat sonra
         Denemede, genel yapısı itibarıyla üslup, yani biçem çok önemlidir. Bu,   araya siyasi olaylar girdi, bir yayınevinde çalışmaya başladım. O dünyaya
         düşüncenin olmaması anlamına gelmez tabii; ama kendi denemelerime   girdiğinizde ister istemez yazıyla ilgilenmeye başlıyorsunuz, Bâb-ı Âli to-
         baktığımda sanki duygu ağır basıyor. Lirik denemeler, eleştirel denemeler   zunu yutmaya görün, kitaplar hakkında düşünüyorsunuz hep. İlk yazım
         ve bir fikri savunan denemeler olarak kendi içinde üç ayrı biçimde yazdı-  da bir kitap tanıtımıdır. Sanat Emeği dergisinde çıkmıştı. Barış Pirhasan
         ğım söylenebilir. Lirik denemeler şiirin öğeleri olan imge, metafor kullanı-  yönetiyordu. Ali Taygun, Asım Bezirci... Orhan Taylan yazı kurulundaydı.
         lan, hatta hayal’i içine alan denemeler. Anlatıya yaklaşan birtakım özellik-  Bazıları aramızda yok ne yazık ki. Felsefe okuyordum, çok yoğun este-
         leri var; küçük küçük –kurmaca demeyelim de– düşsel öğeleri… Deneme   tik okuyorduk. İsmail Tunalı’nın öğrencisiydim. Edebiyatın içinde, sanatın
         gerçektir, deneme gerçekle kurulan ilişkiyi anlatır. Ama lirik denemelerde,   içinde  güzeli  aramanın  peşine  düştüm,  yazılarıma  da  yansıdı  bu.  Yazar
         şiirsellik de işin içine girer. Lirizmin egemen olduğu denemeler... Ki usta-  olunca Tanrı’sınız, her istediğinizi kurabiliyorsunuz. Böylece yazmanın bü-
         larım André Gide ve Onat Kutlar. Tabii ben de kendi sesimi buldum ya da   yüsüne kapıldım; iyi ki de öyle olmuş. 38 yıldır da o büyünün etkisinden
         bulmaya çalıştım, diye düşünüyorum.                        kurtulamıyorum. Sonra bu, bir yaşam biçimi oluyor.

         “Eleştirel deneme” derken neyi kastediyorsunuz?            Aileden, çevreden sizi etkileyen kişiler oldu mu?

         Fransızlar edebiyatından gelen bir biçim; “bir metnin, belirli bir metnin”   Küçük amcam, avukat Numan Birkiye çok okuyan bir kişiydi, şiir de yazar-
         üzerine deneme kurulmasından; diyelim Behçet Necatigil’in ya da Ah-  dı. Benim üzerimde de, ağbim tiyatrocu Mehmet Birkiye üzerinde de çok
         met Hâşim’in bir şiiri, Tanpınar’ın bir şiiri ya da bir roman, bir hikâye   etkili olmuştur; rol modelimizdi. Üç yıl önce kaybettik ne yazık ki!
   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12