Page 6 - EQ 65.Sayısı
P. 6

“SPOR SEVGİSİ



                                   BABADAN GEÇER!”



                 Sporun çeşitli dallarında, hayatın içinden yenilikçi yazılarıyla tanıdığımız yılların spor yazarı Yiğiter Uluğ, halen
                BJK Basketbol Direktörü. Uluğ ile Babalar Günü vesilesiyle babaların hem kız hem erkek çocuklara vereceği spor
                      sevgisinden sporun insan yaşamındaki geliştirici rolüne uzanan geniş bir yelpazede sohbet ederken
                                           Türk basınının 1980’li, 1990’lu yıllarını da yad ettik.




         Yiğiter Uluğ, birkaç kuşağı etkilemiş bir spor yazarı. Hem basındaki ya-  çıkan bir başka yazı var. Maalesef babamla yoğun bir ilişkim olmadı.
         zıları hem TV programları hem de spor yazılarını topladığı Hatice’ye   13 yaşımda yatılı okula gittim, annemle babam ayrıldı. Dünya artık
         Mektuplar adlı kitabıyla 1980’li yılların ikinci yarısından bu yana sporu   eskisi gibi değildi. Babamla kurulamamış bir ilişkinin kırıntıları belki
         yalnızca futbol olarak gören anlayışa karşılık özellikle basketbol olmak   bu yazılar. Damardan bir spor sevgisi verdi bana… Birçok erkek çocuk-
         üzere çeşitli spor dallarını sevdiren yazılarıyla tanınıyor. Diş hekimliği ve   ta olduğu gibi ilk topumu aldı, ilk maça götürdü. Topumla oynarken
         sosyoloji okuyan Uluğ’un çok okunur bir yazar olması, okurlarında spor   sehpaya çarpıp vazoyu düşürdüğümde beni annemden o korudu. Eski
         sevgisinin yanı sıra spora ve dünyaya bakışına sporla birlikte yaşamın   bir sporcuydu o. Bursaspor’un ilk kurucularından. Doğal olarak Bur-
         diğer alanlarına da yansıyan farklı bir boyut kazandırmasında yatıyor.  sasporluydu. Ben de çocukluğumda Bursasporluydum. Babam içinde
                                                                    yaşadığı için onunki taraftarlıktan çok fazlasıydı. Ben ise gerçek an-
         2014-2015 sezonunda BJK Basketbol Direktörlüğü görevini üstlenme-  lamda bir taraftar olamadım, sporda dönenleri gördükçe, taraftarlık
         sinden bu yana yazılarına ara veren Yiğiter Uluğ’un üzerinde en çok   adına yapılanlara şahit oldukça içimde kuvvetli, sağlam bir yer tu-
         konuşulan yazısı babasının kendisine aktardığı spor sevgisi üzerine   tamadı.  Ama  şuna  inanıyorum  ki  her  erkek  çocuğu  elinden  tutarak
         olanı. Babalar Günü vesilesiyle kendisiyle görüşme talebimizi, yoğun   maça götüren bir baba figürü, bir ağbi, amca var. Tanıl Bora bir yazı-
                                   programı arasında  büyük bir incelik   sında, “çocuğu maça götürmek sevaptır”, demişti.
                                   göstererek  kabul  eden  yazarla,  BJK
    4                               Tesisleri’nde görüşüyoruz.      “Ya kızlar”, diye soruyoruz. “Onlarda durum farklı mı?” Buradan derin
                                                                    bir konuya geçiyoruz. “Kuşaklar farklılaşıyor. Artık kızlar da babalarıyla
                                    Öncelikle, babasının kendisine   maça gidiyor. Kadın spor yazarları da var. Ama spor sevgisinin dışında
                                     geçirdiği spor sevgisinden ve bu   irrasyonel  bir  taraftarlık  kadınlarda  daha  az  görülüyor. Kadınlar  ger-
                                     konuda basında ve kitabında ya-  çeğin tam içinde çünkü. Ne diyeyim, onlar reel sektörde iş yapıyor.
                                     yımlanmış yazılarından söz edi-  Yarın hangi yemek olacak, sökükleri kim dikecek, çocuk nasıl okula
                                      yoruz: “Babamdan başlarsak…   yetişecek, vb… Bunları düşünüyor o, yani hayatı. Kadınlara büyük hak-
                                      Aslında babamı konu alan çok   sızlık yapıyoruz, hayatı paylaşmıyoruz, kendi yarattığımız konfor alan-
                                      fazla  yazı  yok.  Kitabımın  açılış   larında durmaktan vazgeçmiyoruz. Bir de mümkünse kariyer yapma-
                                       yazısı var, 1997’de Gazete Pa-  larını bekliyoruz üstelik! Kendinden geçmiş taraftarlık, bir oyun. Onlar
                                       zar’da yayımlanmış bir yazım   oyuna katılmıyorlar. Oyun eğlenceli, getirdiği pozitif ruh halleri çok
                                       ve  2010’da  Bursaspor’un  şam-  güzel, dünyanın acılarından küçük kaçışlara olanak veriyor. Ama… Belki
                                        piyonluğu vesilesiyle Sabah’ta   de kederle tanımlanan bir kültür olduğumuz için taraftarı olduğumuz
                                                                    takım kaybedince kederimiz büyük ve yıkıcı oluyor. Bakın Barselona
                                                                    Bayern Munich  maçına.  Bayern  Munich ilk maçta Barcelona’ya  3-0
                                                                    yenildi, ikincisinde 3-2 yenmesine rağmen elendi. Bu kadar çok kazan-
                                                                    mış bir kulübün taraftarları yenilgiyi büyük bir sükûnetle karşıladılar.
                                                                    Kazanmayı bildiğin kadar kaybetmeyi de bileceksin. Spor bizi kâmil
                                                                    insana dönüştürecekse, ki ben öyle olduğuna inanıyorum, o zaman
                                                                    kaybetmeyi bilmek gerekir. En kibirli, en güçlü, en zengin gördüğümüz
                                                                    kulüpler, kültürler bile bunu biliyor. Türkiye’de ise kaybedilince ortalık
                                                                    birbirine giriyor. Hiddet, şiddet gündeme geliyor. Ben taraftarlığın ir-
                                                                    rasyonelliğinden çoktan uzaklaştım, ne yazıyorsam, tarafsız yazıyorum.
                                                                    Şimdi üstlendiğim görev tarafsızlığıma gölge düşüreceği için ise yaz-
                                                                    mayı bıraktım…”

                                                                    “Yazmamanız büyük kayıp olur. O konuya tekrar döneriz. Bu arada,
                                                                    sporun insani mütekâmiliyete eriştireceğine mi inanıyorsunuz?” diye
                                                                    soruyoruz: “Yıllarca basketbol oynadım, lisanslı olarak. İTÜ genç takı-
                                                                    mında, 2. ligdeki Ortaköy’de… O zaman fark etmiyorsunuz, yıllar geç-
                                                                    tikçe anlıyorsunuz, sporun disiplini, heyecanı, insanı geliştiriyor, insan
                                                                    olarak… Sonra anlıyorsunuz.”

                                                                    “Spor yazılarına nasıl başladınız?” diye sürdürüyoruz konuşmayı: “Bo-
                                                                    ğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okuyordum, basketbol da
   1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11